RADYASYON ONKOLOJİSİ TARİHÇESİ


İstanbul'da Radyoloji ve Biofizik Enstitüsünün Kurulması

Dessauer eşi ve iki küçük çocuğu ile 1934 yılı sonbaharında İstanbul'a yerleştikten sonra kendisine yardım etmek üzere Almanya'dan tıbbi alanda dermatolog Dr.Erich Uhlman'ı, fizik alanında ise Kurt Lion'u ve teknik atölye personelini davet etti. Türkiye'de kendisine o sırada Şişli Etfal hastanesi radyoloji bölümü başında olan doçent Dr.Tevfik Berkman ve Dr. Muhterem Gökmen yardımcı olarak görevlendirilmişlerdi (Resim 13). Şişli Etfal Hastanesinin Merkez Yönetim Pavyonunda gerekli restorasyon hızla yapılarak kısa zamanda yeni tanı makineleri getirilmiş ve Türkiye'de ilk kez döner anodlu röntgen tüpü ile çalışmalara başlanmışdı. Bu hızlı gelişme ancak Dessauer'in kişisel otoritesi ile mümkün olabilmiştir. Büyük enstitü için Çapadaki şimdiki Onkoloji Enstitüsünün ana binası seçilmişti. Bu bina birinci dünya savaşından önce Almanlar tarafından planlanmış olan bir hastahane kompleksinin içinde yer alıyordu. Bina 1915 yılında yapılmış ancak savaş sırasında ve onu izleyen dönemin şartları nedeni ile tamamlanamamış, bir süre tütün deposu olarak kullanılmıştı. Bina hızla restore edilmiş ve yeni aygıtlar sipariş edilmişti. "Radyoloji ve Biyofizik Enstitüsü" adı verilen bu enstitüye 1935 yılı yaz aylarında taşınılmıştı (Resim 14). Çalışma programında diagnostik ve terapötik radyoloji iki ayrı bölümde organize edilmişti. Deri kanserlerinin tedavisi Dr. Uhlman'a diğer tümörlerin tedavisi ise Dr.Berkman'a verilmişti (3,6,8). Bu arada Doç.Dr. Tevfik Berkman bir tedavi aygıtı getirterek muayenehanesine kurdurmuş, böylece Türkiye'de ilk özel radyoterapi kurumun da çalışmaya başlamıştı. Dessauer Türkiye'ye gelirken beraberinde 100 mg radyum getirmişti. Uygulamaya geçirilmesi için gerekli olan yataklı kuruluş ancak bir yıl sonra gerçekleştirilebildi ve enstitüye 10 yatak eklendi.

Enstitünün radyoterapi bölümüne yüzeysel tedavi için bir Chaoul kontakt terapi ve 110 KV'lik yüzeysel tedavi aygıtı kurulmuştu. Bunların yanında derin tedavi için bir 200KV'lık aygıt yerleştirilmişti ve tasarımını Dessauer'in yapmış olduğu 400 KV'lik bir diğer cihaz geliştirilmişti. O dönemlerde en yüksek enerjideki radyoterapi aygıtının Los Angeles'deki 550 KV'lik cihaz olduğu düşünülürse, bu enstitünün zamanının en ileri kurumlarından biri olduğunu anlayabiliriz.İntrakaviter ve interstisyel uygulamalar için eldeki radyum 200 mg.'a, yatak sayısı 20'ye çıkarılmıştı. Enstitüdeki çalışmalar multidisipliner şekilde, Cerrahi, Kadın-Doğum ve İçhastalıkları Kliniklerinin Alman şefleri ile konsultasyonlarla bu günkü onkoloji merkezi anlayışına uygun olarak sürdürülüyordu (Resim 15,16). Yapılan öncü çalışmalar içersinde bir döner sandalye kullanılarak dünyada ilk kez rotasyon tedavisi ile larinks kanserleri tedavi edilmeye çalışılıyordu (Resim 17). Bu çalışma ülkemizin ilk uluslararası radyoterapi yayını olarak 1937 de Strahlentherapie dergisinde yayınlanmıştı. Bir başka öncü çalışma da radyoduyarlılığın arttırılması amacı ile tümörün diatermi ile ısıtılmasından sonra radyoterapi yapılmasıydı. Bu günkü hiperteminin ilk denemeleri olan bu çalışma da 1939'da Radyologica Clinica Basel dergisinde yayınlanmıştı(8).

Enstitüdeki tıbbi çalışmalar 1935 yılında başlamıştı. Resmi açılışı ise ancak 29 Mayıs 1937 yılında yapıldı (Resim 18). Anlamlı bir tören yapılmış açılışa birçok bilim adamı, Maarif Vekaleti Müsteşarı İ.Sungu ve zamanın Başbakanı İsmet İnönü katılmışlardı. Açılış konuşmasını yapan Dessauer kısa bir süre sonra 1937 yılında, kendisine İsviçre'nin Freiburg Üniversitesinden teklif edilen fizik profösörlüğü ve fakülte başkanlığını kabul ederek Türkiye'den ayrıldı.

Freiburg Üniversitesinde 16 yıl kaldıktan sonra, 1953 yılında Frankfurt'a yurduna döndü. Kurduğu, şimdiki adı Max Plank Enstitüsü olan enstitünün şeref başkanlığını yaptı. Bu arada yüzünde ve ellerinde X-ışınlarının etkilerine bağlı pek çok ülserler oluşmuştu. Konservatif olarak tedavi edildi. Bu arada bir eli de ampute edilmişti. Radyasyon karsinogenezine bağlı sekonder oluşumlar nedeni ile 16 şubat 1963'te öldü. Kendisi ile beraber Dr.Uhlman da ayrıldı. Şikagoda Micheal Reese hastanesine radyoterapi şefi oldu. "Chicago Tumor Institute" ü kurdu (3,6).

Fizik uzmanı Lion, Dessauer ile beraber Freiburg'a gitti. Oradan 1941 yılında ayrılarak Bostondaki ünlü "Massachusett Institute of Technology" (MIT)'nin biofizik bölümüne geçti.

Dessauer'in ayrılmasından sonra enstitünün başına Dr.Tevfik Berkman geçti. Bir süre sonra, 1938 yılında enstitünün başına Viyana'dan Dr.Max Sgalitzer getirilerek yönetimi üstlendi. Kendisi diagnostik eğitimliydi ve enstitünün tanı çalışmalarını yürüttü (Resim 19). Dr.Berkman ve Dr.Gökmen 1940 yılında profesörlüğe yükseltildiler. Bundan sonraki dönemde enstitü direktörlüğünün dönüşümlü olarak Tevfik Berkman ve Muhterem Gökmen tarafında yürütülmesi kararı çıktı. Bu uygulama içinde de Enstitünün radyoterapi çalışmalarını Prof.Tevfik Berkman, diagnostik çalışmalarını ise Prof.Muhterem Gökmen sürdürüyordu (3).

Batı kökenli bilim adamlarının Türkiyede'ki Üniversite kavramına olan katkıları yadsınamaz. Eğitim, bilimsel araştırma, anane ve saygınlık nosyonlarının yerleşmesi yanında ülkemizdeki diğer üniversiteleri geliştirecek kıymetli Türk bilim adamlarının yetişmelerinde de katkıları büyüktür. Türkiye'de onkolojinin temellerini atan ve öncüsü olan sayın Prof.Dr.A.Tevfik Berkman'ı tanımanın onkoloji tarihi yönünden önem taşır (Resim 20).


« Önceki - İçindekiler - Sonraki »