|
RADYASYON ONKOLOJİSİ TARİHÇESİ
Radyasyon Onkolojisi Tarihçesi
Dünyadaki gelişmeler
Bir asır önce yapılmış olan üç önemli buluşun insanoğlu için tıp alanındaki önemi çok büyüktür. Wilhelm Conrad Röntgen, 8. Kasım 1895 günü öğleden sonra laboratuarında çalışırken gözlemlediği ilginç fenomenin, dünya bilimine neler kazandıracağını henüz kendisi de bilmiyordu. Buluşunun 28 Aralık günü, Würzburg Tıbbi Fizik Derneğine "Yeni bir ışın tipi ; Preliminer bildiri" başlıklı ilk yazısıyla bildirdi. Dernekte yaptığı sunum 23 Ocak 1896'da gerçekleşti. Ne olduğu bilinmiyen bu ışına X- ışını adı verildi ve sonraları Röntgen'in buluşuna atfen bu ışınlar Röntgen ışınları olarak anılmaya başlandı. Çalışmaları sırasında eşi Bayan Röntgen'in ve bildirisi sırasında ünlü Anatomist Albert van Köllicer'in bir fotograf kaseti üzerine X - ışınları ile görüntülediği eller ise ilk diagnostik denemelerdi. Bu önemli buluş bütün dünyada büyük heyecan yarattı (1).
İkinci önemli buluş ise 1896'da Fransa'dan geldi. Bir fizik öğretmeni olan Antoine Henri Becanerel uranium tuzları üzerinde çalışarak Mart 1896'da doğal radyoaktiviteyi buldu. "Fosforesan Maddelerden Yayılan Görülebilir Radyasyon " isimli makalesi ile bu çalışmasını yayınladı (1).
Üçüncü önemli buluş ise 1898'de Pierre ve Marie Curie'nin radyoaktif maddeler olan Polonium ve Radiumu bulmasıydı. Bu buluş 26 Ocak 1898'de Paris Bilimler Akademisinde sunuldu. Bu ana buluşları radyoaktivite ve ışınları fiziksel özellikleri ile ilgili yoğun çalışmalar takip etti. 1897'de Rutherfort Uranyumdan çıkan alfa ve beta ışınlarını buldu. 1898'de Villard Radyumdan çıkan ışınların X-ışınları ile ayrı özellikte olan foton ışınları olduğunu gösterdi (1).
Bu çalışmaların yoğunlaşması maddenin ve uzayın daha iyi anlaşılması yanısıra tıpta da gelişmelere yol açtı. Rontgen ışınlarının ilk uygulama alanı diagnostik oldu. İnsan vücudunun çeşitli yerlerindeki yabancı maddeleri araştırmak özellikle savaş döneminde öncelik kazandı. O dönemin bazı savaş muhabirlerinin yazılarında Röntgen'in önemli buluşundan 20 ay sonra 1897'de Himalayaların eteklerindeki bir sahra hastanesinde yaralı askerlerin kurşunlarını bulmak için bir görüntüleme aygıtının götürüldüğünü okumaktayız. Benzeri uygulama aynı senelerde (1897) Türk-Yunan savaşı sırasında bir Türk erinin elindeki şarapnel parçasının bulunması amacıyla yapıldı.
Çok kısa sürede bu gizemli ışınların biyolojik etkileri de gözlenmeye başlandı. Bu ışınların fiziksel özelliklerini saptamak için deneysel çalışmalar yapılırken ve tanı amaçlı kullanılırken ortaya çıkan biyolojik etkiler bilim adamlarının dikkatini çekti. Bu ışınlar insan cildinde eritem ve kuru ve ıslak deskuamasyona yol açmaktaydı. Epilasyonun görülmesi ve uzun süreli uygulamalarda görülen ülser ve nekrozlar X- ışınlarının cilt ve dokulardaki tahrip edici etkilerini ortaya koymaktaydı. Chicago'da bir lamba ve tüp üreticisinin, Ocak 1896'da X-ışınlarını iki hasta üzerinde tedavi amacı ile ilk defa kendisi tarafından kullandığını iddia ettiği öğrenildi. Bir çok klinisyen X-ışınlarını ve radyumu dermatolojide kullanmaya başladı.
Avusturya'dan Freund (1903) ve Kienböck (1900), Fransa'dan Despeignes (1896), Danlos ve Bloch (1901), Almanya'dan Albers-Schönberg ve Strebul (1903) ilkler arasındadır. İlk brakiterapi denemeleri ise radyum ile başlamış ve o dönemin kayıtları bize İngiltere'den Walsh (1897), Almanya'dan Albers- Schönberg (1903) ve Fransa'dan Belot'yu (1904) göstermektedir. Ancak bir cilt kanserinin X-ışınları ile iyileştirildiğinin dökümente edildiği ilk olgu 1899'da Stockholm'de Stenbeck tarafından tedavi edilmiş burunda basal hücreli kanseri olan bir kadındır. Çalışmalarında 9 ayda 99 fraksiyon kullanarak tedavi ettikleri bu olguyu Stockholm'de 19 Aralık 1899 tarihinde sundular (1,3). Radyasyon tedavilerine öncülük eden Fransa'da da ilk radyoterapi uygulamalarında biri, Paris Hastaneleri Müzesinde bulunan ressam Matt'ın yağlı boya tablosuna da konu oldu (Resim 1). Bu tarihi, ilk tedavi edilen olgunun belgelenmesiyle, Radyasyon Onkolojisinin başlangıçı olarak kabul etmek doğru olacaktır. Bunu izleyen yıllarda foton ışınları (X-ışını ve gama ışını), partiküler ışınlar (elektronlar) ve doğal radyoaktif maddeler ile radyoizotopların fiziksel özellikleri daha iyi öğrenilmeye başlandı. Işınların uygulama süreleri, toplam dozu, fraksiyone edilmesi, yan etkileri ve de ışın üreten aygıtların teknik yönden geliştirilmesi 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde yoğunlaştı.
Uygulamalardaki biyolojik etkiler Radyobiyoloji Bilim Dalı altında incelenmeye başlandı. Onkolojinin ilk araştırma dalını oluşturan radyobiyoloji, temel araştırma yöntemleri ile normal ve kanserli hücrelerin tedaviler sırasındaki proliferasyon özelliklerine,, hücresel ve moleküler düzeyde yapılan ilk çalışmalar olarak ışık tutmuştur.
-
|