Bibliyografya


  1: Türkiye Klinikleri Cardiovascular Sciences 2010;22(1):54-60

  AKCİĞER KANSERLİ DERİN VEN TROMBOZU OLGULARINDA PROTROMBOTİK GEN POLİMORFİZMİ FARKLILIKLARI  

  EDA ERDİŞ, OĞUZ KARAHAN, ŞİNASİ MANDUZ, ÖZTÜRK ÖZDEMİR

Radyasyon Onkolojisi AD, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Sivas

Amaç: Derin ven trombozu (DVT) dikkatli tanı konularak tedavi edilmezse yüksek morbidite ve mortalite oranlarıyla sonuçlanan, sık görülen ve zahmetli bir hastalıktır. DVT etiyolojisinde temel hipotez, çoğu hastanın şikâyetçi olduğu, ilave stres faktörleri ortaya çıkana kadar subklinik seyreden, genetik yatkınlığa sahip idiopatik DVT‘dir. DVT için diğer önemli bir risk faktörü kanserdir. Kanser ve tedavisi, kan akımında değişiklik (kitle oluşturarak) yaparak, endotel hücre hasarı oluşturarak ve prokoagülan ajanları tetikleyerek yani Klasik Virchow Triadının her üç kolunu da etkileyerek tromboembolik hastalıklara yol açabilir. Bu çalışmada akciğer kanserli DVT olguları ile kanserle ilişkisi olmayan DVT olgularında protrombotik gen polimorfizmi farklılıklarını incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Tüm DVT‘li olgular kanser açısından değerlendirildi. Otuz üç akciğer kanserli DVT hastası birinci grup ve kanser olmayan 63 DVT hastası ikinci grup olmak üzere, hastalar iki gruba ayrıldı. Her grupta tromboza yol açtığı bilinen, protrombin G20210A, faktör V G1691A (faktör V Leiden), metilentetrahidrofolat reduktaz (MTHFR) C677T ve MTHFR A1298C, anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE), plazminojen aktivatör inhibitor-1 (PAI-1), Glikoprotein IIIa gen polimorfizmlerinin prevalansını saptadık. Bulgular: PAI-1 homozigot gen polimorfizmini (x2=9.41 p=0,002) kanserli DVT hastalarında anlamlı derecede yüksek bulduk. Bunun yanında, protrombin G20210A, faktör V Leiden, MTHFR C677T ve MTHFR A1298C, ACE, Glikoprotein IIIa gen polimorfizmleri yönünden karşılaştırıldığında genotipler arası farklılık anlamsızdı. Sonuç: Akciğer kanserli DVT hastalarında homozigot PAI-1 (PAI-1 4G/4G) polimorfizminin önemli bir risk faktörü olabileceğini bulduk. Bununla birlikte iki grup arasında diğer protrombotik gen polimorfizmleri açısından anlamlı farklılık bulunmaması, diğer genlerle birlikte genetik dışı sebepleri de düşündürmektedir.